Boğaziçi’nin Anadolu yakasında Kuleli Caddesi üzerinde Çengelköy ile Vaniköy arasında yer almakta olup esası, II. Mahmud zamanında (1808-1839) Yeniçeri Ocağı’nın yerine kurulan ve Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye adıyla anılan ordunun eğitimi için yapılan kışla binasıdır.
1839 yılına kadar kışla olarak kullanılan yapı, 1844 yılındaki bir yangında tamamen yanmış ve bu ilk yapının yerine 1847 yılında yarı ahşap, yari kargir yeni bir bina yapılmıştır. İki tarafında kuleleri olan yeni yapı, “Kuleli Kışla” olarak anılmaya başlanmıştır.


Üslûp olarak klasik Osmanlı kışlalarının özelliklerini göstermektedir. Kışlanın olduğu yerde XVIII. yüzyılda Hagios Athanasios Ayazması mevcuttu. XVI. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’da bulunan Fransız zoolog Pierre Gylli burada VI. yüzyıldan kalma bir Bizans sarayının yer aldığını söyler ve daha sonra bu sarayın tövbe etmiş fahişeler için manastıra dönüştürüldüğünü ileri sürer. Fâtih Sultan Mehmed devrinde “Papaz koruluğu” diye adlandırılan bölgede kuleli bir manastır vardı. Bu manastır fethin ardından bir süre yeniçeri kışlası olarak kullanılmıştır.


I. Bayezid (1481-1512) ve Yavuz Sultan Selim (1512-1520) dönemlerinde koruluğun bazı bölümlerine saray için bostanlar, meyve ve çiçek bahçeleri yapılmaya başlanmıştır. Burada görev yapan bostancılar için Bostancıbaşı odaları denilen bazı binalar da inşa edilmiştir. Zamanla koru kulenin bulunuşu dolayısıyla Kuleli Bahçe veya Kule Bahçesi diye adlandırılmıştır. Kanûnî Sultan Süleyman da Kuleli Bahçe sınırları içerisinde bir kasır yaptırmıştır. III. Ahmed devrine (1703-1730) kadar kullanımında büyük bir değişiklik olmayan Kuleli Bahçe padişahın hasları arasında yer alıyordu. Bu dönemde eski kule harabe halindeydi. III. Ahmed devri paşalarından Kaymak Mustafa Paşa, Kuleli Bahçe Mescidi adı verilen bir cami ve bir çeşme inşa ettirmiştir. III. Selim döneminde (1789-1807) Yavuz Sultan Selim devrinin Bostancıbaşı odaları hâlâ kullanılmaktaydı. Bu arada yeni bir kasır yapılmıştır.


Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından (1826) sonra II. Mahmud, Kuleli Bahçe ve civarından aldığı birkaç arsa ile araziyi genişletmiş ve Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye ordusunun süvarileri için kâgir bir kışla yaptırmıştır (1828). Kaymak Mustafa Paşa’nın yaptırdığı cami de daha büyük olarak yeniden inşa edilmiş, bir de namazgâh ilâve edilmiştir. 1831-1833 yıllarında süvari kışlası olan bina, 1837-1842 yılları arasında kolera salgını esnasında karantina binası olarak kullanılmıştır. 1842’de eskiyen yapı gerekli tamirat için boşaltıldıysa da onarım sırasında (1844) tamamen yanmıştır. 1845-1847 yıllarında yarı ahşap, yarı kâgir olarak yeniden inşa edilmiş, bu arada yanına bir de hastahane yaptırılmıştır. Ayrıca süvari askerleri için bir eğitim binası, subaylar için yatma ve çalışma odaları, padişah için bir has oda ilâve edilmiştir.


Kuleli Kışla ve Hastahanesi 1853-1856 yıllarında Kırım savaşı dolayısıyla müttefik askerlerince kullanılmıştır. Savaşın sonunda müttefik askerleri şehri terkederken kasıtlı olarak kışlayı yaktıklarından özellikle kışlanın denize bakan cephesinde büyük tahribat meydana gelmiştir. Kışla Sultan Abdülaziz döneminde (1861-1876) amacına uygun olarak yeniden inşa edilmiştir. Bugün mevcut olan bina Abdülaziz’in yaptırdığı kışladır. Deniz tarafında yer alan ve “şeref kapısı” olarak adlandırılan kapı üzerinde Sultan Abdülaziz’in tuğrası ile Abdülfettah Efendi’nin ta‘lik hatlı kitâbesi bulunmaktadır.


Kitâbenin tarih kıtası Keçecizâde Fuad Paşa’ya aittir. Binanın arkasında Fuad Paşa tarafından yaptırıldığı bilinen dört tarafı kurnalı büyük çeşme bugün mevcut değildir. Kışla bu yüzyıl içindeki diğer örnekleri gibi ortası avlulu olarak inşa edilmiştir. Dikdörtgen avlunun etrafında yer alan binaların altları kemerli olup üstte iki sıra pencereler bulunmaktadır. İki köşede beşer katlı kulelerle cephe ortasındaki teraslı Hünkâr Kasrı ön cepheyi hareketlendirmiştir.


1912’den itibaren Balkan Savaşı binanın tekrar hastahane olarak kullanılmasını gerektirmiş, 1913’te savaşın sona ermesiyle kışlada öğretime yeniden başlanmıştır.


I. Dünya Savaşı’nın ardından İtilâf devletlerinin 1920’de İstanbul’u işgal etmesi üzerine İngilizler, Kuleli Kışla’yı depo olarak kullanmak istediklerini belirtince kışla hemen boşaltılmış, fakat İngilizler binayı Ermeni yetim ve göçmenlerine tahsis etmişlerdir. Üç ay kadar Kâğıthane civarındaki çadırlara yerleştirilen okul, Ekim 1920’de Maçka Silâhhânesi’nin yanındaki karakol binasına taşınmıştır.


1924 yılında çıkarılan “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” ile okul sivil liseye dönüştürülmüş ama kısa süre sonra tekrar askeri listeye çevrilmiştir. 1925 yılında “Kuleli Askeri Lisesi” adını almıştır.yüzyılda yapılan diğer kışlalar gibi bu binanın da ortası avludur. Dikdörtgen planlı olan yapının avlusuna kemerli bir alt yapıdan girilir. Bunun üzerinde her katında üçlü gruplar oluşturan dikdörtgen pencerelerin bulunduğu iki kat daha mevcuttur. İki köşesinde bulunan beşer katlı kuleler ve cephenin ortasındaki teraslı Hünkar Kasrı yapının en özgün mimari özellikleridir.


15 Temmuz 2016 darbe girişimiyle kapatılan Kuleli Askeri Lisesi’nin 2019 yılında ulasal müzeye dönüştürülmesi planlanmaktadır.

Adres ve Konum Bilgileri